Yazarlarımızdan Eyüphan Kaya Diyarbakır Gaffar Okkan Anadolu lisesinde Veda hutbeli temalı bir konuşma yaptı.
Özetle şunları dile getirdi;
Yüce Allah 124 bin Peygamber, 313 Resul ve 5 uluül azm insanlığa gönderdi, insanlığa hayat yolunu göstermek için.
Malumunuz insanlar inanç açısından iki kısımdır, bir kısmı ehl-i iman bir kısmı ehl-i davettir. Ehli iman, bir disiplin içinde imanını korumaya çalışırken, diğer kısmının ne zaman iman edeceğini bilemiyoruz.

İnançta zorlama yok.
Mevlana Celaleddin-i Rumi, “Kafire kem gözle bakma iman üzeri ölmeyeceği ne malûm?” der. Tabii bir de bunun mefhumu muhalifi de var, bizim iman üzere ölüp ölmeyeceğimiz ne malûm.
Bir defa “İman ettim” demekle iş bitmiyor, imanını korumak için daima havf ve reca arasında bir disiplin içinde yaşamak lazım.
Hz.Muhammed(sav), Veda Hutbesi’ni ölümü beklediği bir hâlet-i ruhiyyede irad etmiş.
İlki; O sene Ard hadisesi iki defa gerçekleşmiş. Ard ; yılda bir Ramazan ayında Hz.Muhammed(sav) Kuran-ı Kerim’i baştan sona kadar okur, Cibril-i Emin kendisini dinlermiş. Bir defa da Cibril okur, Peygamberimiz(sav) dinlermiş. Bu defa Cibril (as) bir daha tekrarını isteyince Resul-i Ekrem "Bu benim yakında ölmeme işarettir." demiş.
İkinci bir işaret, Nasır suresi nazil olduğu zaman, Resul-i Ekrem demiş ki eğer bana istiğfar ve tesbih kaldıysa ölümüm yakındır. Kızı Fatımasına bunu söyleyince çok üzülmüş sonra ona “ailemden en erken sen bana ulaşacaksın demiş ve Kızı müferreh olmuş. Gerçekten Peygamberin vefatından birkaç ay sonra Hz.Fatıma(ra) da vefat etmiş.
Üçüncüsü 632 Yılı 8 Mart, Hicrî Takvim’e göre 10.yıl, Zilhicenin dokuzunda yüz bini aşkın sahabeye seslenince; “Ey İnsanlar!..Sözümü iyi dinleyin, burada olanlar burada olmayanlara iletsin, umulur ki onlar daha iyi uyarlar, seneye burada buluşacağımızı sanmıyorum.” demiş.
Bu üç tespiti bir arada düşündüğümüz zaman Veda Hutbesi aynı zamanda insanlar için bir vasiyetname hükmündedir.
Allah razı olsun ki, o mübarek sahabeler iyi dinlediler, not aldılar, bize ulaştı ve biz bugün bir araya gelmiş Veda Hutbesini sohbetimize konu etmişiz.
Veda Hutbesine göre;
Cuma ve Arife gününün mukaddes olduğu gibi, Mekke mukaddes olduğu gibi can, mal ve namusumuz mukaddes değerlerdir ve dokunulmazdır.
Can öyle önemlidir ki, haksız yere cana kıyanın cezası, maktulüm varisleri af ya da diyeti kabul etmezse kısastır, yani katil öldürülür.
Helal kesp ile elde edilen mala haksız yere el uzatmak caiz değildir, İslamda alın teri kutsaldır.
Bir ailenin namusuna göz dikmek kaba bir kabahattir.
İnsanlar bu üç konuda emin olmalıdırlar ki hayatın içinde rahat yaşasınlar.
Baksanıza düşman da bu konuda üzerimize geliyor. Kadını sokağa çeken zihniyete karşı da uyanık olmamız lazım.
Can, mal ve namusun güvende olmadığı bir toplumda huzur olmaz.
Faizin her türlüsü kaldırılmıştır, faiz ile muamele etmek Allah’a ve Resulü’ne savaş açmakla eşdeğer bir günahtır. Faiz tıpkı bir elektrik süpürgesi gibi milyonların cebinden paraları toplayıp zenginlerin kasasına bırakıyor, insanlık bir an evvel bu faiz sisteminden kurtulması lazım.
Faiz demek “Sen çalış ben yiyeyim” demektir. Öyle olmuş ki ‘karz-ı hasen unutuldu. Borç olarak verdiğiniz para,
altı ay sonra eriyor.
Kız çocuklarının hor ve hakir görüldüğü bir toplumda Peygamberimiz kızı Fatıma geldiği zaman “Babasının Annesi” diyerek onu ayakta karşılardı.
“Cennet annelerin ayaklarının atındadır” dedi.
“İki kız çocuğunu edep üzeri büyüten ve evlendiren bir kimse cehenneme girmez” dedi.
Irkçılığın yanlışlığını dile getirdi.
Ne Arabın Aceme, ne de Acemin Araplara üstünlüğü vardır, üstünlük takvadadır.
Bir gün beyaz tenli biri bir siyahîye aval aval bakıyor.
Siyahî olanı diyor ki "Hayırdır arkadaş, sen boyayı mı beğenmedim yoksa boyacıyı mı?. İnanın her ikisinde suçum yok, boya da Allahın boyacı da Allah."
Beyaz adam özür diler ve birbirine sarılarak helalleşir.
“Size Kuran ve Sünnet bırakıyorum” demesini biraz irdelemek isterim.
Kurana karşı yanlış yapma cesareti olmayan bazı zayıf karakterli kimseler ki ben bunu bilinçli olarak söylüyorum.
Peygambersiz İslamı savunanlar ya cahildir yada birilerinin adına bu işi parayla yapıyorlar.
Peygamberimizin hayatı, Kuranın yaşama modellenmiş halidir. Peygamberi devre dışı bırakarak İslamı yaşayamayız.
*Kuran-ı Kerim, neyi yapmamız gerektiğini emreder, Peygamberimiz nasıl yapacağımızı gösterir.
*Yeni atanmış bir Hakim düşünün, davaları karara bağlarken “Ben yasa tanımam, Anayasaya göre karar veririm.” derse ne kadar komik duruma düşer değil mi?
*Sünnet, İslamda yasa ve yönetmeliktir.
Üstad Bediüzzaman diyor ki; Öğretmeni olmayan kitap, kağıttan ibarettir. Kuranın öğretmeni, mübeyyini Peygamberimiz(sav)’dir.
İşte Peygamberimiz, bizim için böyle örnektir.
*Unutmayınız ki Kelimeyi Tevhid, Lailahe ilellaah Muhammedü’n- Resulüllah’tır. Peygamber devre dışı bırakılırsa iman yarım kalır.